İlahiyatçı · Eğitmen · Yaşam Okuryazarlığı
“Belki de değişmesi gereken hayat değil, onu okuma biçimimizdir.”
Ben Kerime Ergin. İlahiyatçı ve eğitmenim. Uzun yıllardır insanın kendisini, yaşadıklarını ve hayatında tekrar eden meseleleri nasıl okuduğu üzerine çalışıyorum.
İlahiyat ve din eğitimi alanındaki akademik birikimim; yıllar içinde eğitimcilik, nefes, insan davranışları, aileden öğrenilen örüntüler ve farkındalık çalışmalarıyla genişledi. Hızlı ve Holistik Okuma çalışmalarından nefes atölyelerine; Hak ve Had Yasası, dönüşüm ve bilgelik çalışmalarından koçluk ve mentörlük eğitimlerine kadar farklı alanlarda onlarca çalışma yürüttüm.
Zaman içinde bütün bu çalışmaların aslında aynı sorunun etrafında toplandığını fark ettim: insan yaşadığını nasıl okuyor ve bu okuma biçimi hayatını nasıl şekillendiriyor?
Bugün bütün bu birikimi Yaşam Okuryazarlığı adı altında bir araya getiriyorum.
İlahiyat eğitimi bana insanın Rabbiyle, anlamla ve hayatın gayesiyle kurduğu ilişkiyi düşündürdü. Yüksek lisans çalışmamda yabancılaşma üzerine çalıştım. İnsan hangi düşünceleri gerçekten kendisi seçiyor, hangilerini fark etmeden taşıyor; yıllarca bunun üzerine düşündüm.
Öğretmenlik yaptığım yıllarda bunun günlük hayattaki karşılığını gördüm. İnsan bazen yıllardır kullandığı bir cümlenin, verdiği bir tepkinin ya da yaptığı bir seçimin nereden geldiğini hiç sormadan yaşayabiliyordu.
Daha sonra nefes çalışmalarına başladım. Nefes bana başka bir şeyi gösterdi: insan bir meseleyi zihinsel olarak anlamış olsa bile bedeni aynı yerde başka bir cevap verebiliyordu.
Bazen kişi ne yapması gerektiğini biliyordu ama yapamıyordu.
Bazen sınır koyması gerektiğini biliyor, aynı ilişkide yine eski yerine dönüyordu.
Bazen daha fazla kazanmak istiyor, para istediğinde geri çekiliyordu.
Bazen görünür olmak istiyor, konuşması gereken yerde sesi değişiyordu.
Bazen büyümek istiyor, büyüdükçe taşıdığı yük de büyüyordu.
O zaman benim asıl sorum değişti: İnsan neden bildiği hâlde aynı şeyi yaşamaya devam ediyor?
Tek bir alan bana bunun cevabını vermedi. İlahiyat bir tarafını, eğitim başka bir tarafını, nefes ve beden başka bir tarafını, aile ve insan davranışı başka bir tarafını gösterdi.
Yaşam Okuryazarlığı tam burada şekillendi. Yeni bir bilgi alanı olarak değil, hayatın içindeki meseleleri birlikte okuyabilme biçimi olarak.
Cenâb-ı Hak buyurmuştur
سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنْفُسِهِمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ
Onlara ufuklarda ve kendi nefislerinde işaretlerimizi göstereceğiz; ta ki hakikat olduğu kendilerine açıkça belli olsun.
Fussilet Sûresi, 53. âyet
Benim için bu âyetin durduğu önemli yerlerden biri, bakmakla görmek arasındaki farktır. İnsan bazen aynı şeyi yıllarca yaşar fakat neyin tekrar ettiğini görmez.
Bazen hayatındaki değişiklik yalnızca dışarıda değildir. Kazancı değişirken ilişkileri değişir. İşinin büyümesi bedensel kapasitesini zorlar. Görünür oldukça eleştirilme ihtimali artar. Daha fazla sorumluluk aldıkça neyi neden yaptığını yeniden sormaya başlar.
İşaret hayatın içindedir. Mesele her şeye anlam yüklemek değil; olup bitene dikkatle bakabilmek.
Bugün özellikle insanlarla çalışan kadınlarla çalışıyorum: koçlar, danışmanlar, eğitmenler, mentorlar ve bilgisini, tecrübesini ya da uzmanlığını bir hizmete dönüştüren kadınlar.
Bu kadınların temel meselesi her zaman daha fazla bilgi edinmek değil. Çoğu zaten öğrenmiş, emek vermiş, uzmanlaşmış, insanlara fayda üretiyor. Fakat iş büyüdükçe hayatın başka tarafları da bu büyümeye cevap vermeye başlıyor.
Ürettiğin değerin karşılığını almak yalnızca fiyat belirlemek değildir. Para istediğinde ne hissettiğin, kazandığın üzerinde ne kadar söz sahibi olduğun ve ailenden öğrendiğin para anlayışı da bu alanın parçası.
Görünürlük yalnızca daha fazla paylaşım yapmak değildir. Kendi fikrinin arkasında durmak, teklif sunmak, fiyatını söylemek, sahneye çıkmak ve gerektiğinde eleştiriyi taşıyabilmektir.
İş büyüdükçe talep, danışan sayısı ve karar sayısı da büyür. Soru yalnızca "nasıl daha çok büyürüm" değildir: büyüttüğüm şeyi nasıl taşırım? Nefes, beden, çalışma ritmi ve sınırlar burada devreye girer.
İşin büyüyebilir, gelirin artabilir, daha fazla kişi seni tanıyabilir. Ama bütün bunların içinde neyi neden yaptığını kaybedersen büyüme başka bir yüke dönüşebilir.
Bazen her şey büyürken çok temel bir soru çıkıyor: Ben neyi büyütüyorum ve nereye gidiyorum? Benim çalışma alanım tam olarak burası.
Konu değişebilir. Para olabilir, aile olabilir, iş, görünürlük, yön ya da beden olabilir. Ama o meseleyi yalnızca ortaya çıkan sonuç üzerinden ele almıyorum.
Çalışmalarımı bugün Yön & Anlam, Aile & İlişkiler, Para Okuryazarlığı, Beden & Nefes ve Düşünce & Alışkanlık alanlarında sürdürüyorum.
Benim için mesele insana hayatı hakkında hazır cevaplar vermek değil. Kendi hayatını daha iyi okuyabileceği bir bakış kazandırmak.
Bir mesele bugün ortaya çıkmış olabilir fakat hikâyesi bugün başlamamış olabilir. Bu nedenle çalışırken üç zamana bakarım: geçmişte ne başladı, bugün nasıl devam ediyor, bundan sonra neyi kurmak istiyorsun?
Aileden öğrendiğimiz para biçimleri, çalışma rolleri, ilişki kurma biçimleri ve başarıya verdiğimiz anlam bugünkü işimizin içinde yeniden ortaya çıkabilir.
Geçmişi bilmek bugünü açıklamak için yardımcıdır. Ama çalışma geçmişte kalmaz.
Asıl mesele şu: bugün bununla ne yapıyorsun? Ve ardından: bundan sonra nasıl bir hayat ve çalışma biçimi kurmak istiyorsun?
İnsanın Allah'la kurduğu ilişki, niyeti, yönü ve hayatına verdiği anlam da kararlarını etkiler. Bu yüzden çalışmalarımda gerektiğinde Kur'ân'a, âyetlere, Esmâ'ya, tefekküre ve kişinin kendi muhasebesine de yer açıyorum.
Bunu, kişinin hayatında olan her şeyi “işaret” diye yorumlamak ya da geleceğe dair hüküm vermek için kullanmıyorum. Benim için ölçü önemli:
Bir olayın tek bir açıklaması olduğu iddia edilmez.
İnsan kendi hayatına bakarken hem aklını, hem tecrübesini, hem bedeninden gelen bilgiyi, hem de inanç dünyasını birlikte değerlendirebilir.
İnsan kendini çoğu zaman bugün bulunduğu yerden tarif eder. Mesleğini söyler, yaşını söyler, neleri yapabildiğini ve nelerde zorlandığını anlatır. Oysa insanın kendisiyle ilgili bilgi yalnızca bugününde değildir.
Çocukluğunda saatlerce yapmaktan sıkılmadığın şeylerde de vardır. İnsanların sende yıllardır fark ettiği özelliklerde de. Ailenden taşıdığın yatkınlıklarda, tekrar tekrar yöneldiğin alanlarda, kolay öğrendiğin şeylerde, seni canlı hissettiren uğraşlarda da.
Bazen yıllar önce söylediğin bir cümleyle bugün verdiğin karar arasında görünmeyen bir bağ vardır.
Bazen çocukken oyun diye yaptığın şey, yetişkinlikte başka bir biçimde yeniden karşına çıkar.
Bazen tekrar eden bir mesele çözülmesi gereken bir sorun değil, dikkatle bakılması gereken bir alandır.
Kader Tasarımı derken bütün bunları birlikte okumayı kastediyorum. İsim de bu okumanın parçalarından biri olabilir; fakat tek başına belirleyici değildir. Düşünceler, inançlar, nefes ve beden tepkileri, alışkanlıklar, aile hikâyesi, yetenekler ve hayat boyunca tekrar eden yönelimler birlikte bir şey anlatır.
Bu yüzden çalışırken yalnızca “bugün ne istiyorsun?” diye bakmıyorum. Geçmişine de dönüyorum.
Çocukken neye kendiliğinden yöneliyordun?
Hangi şeyleri yaparken zamanın geçtiğini fark etmiyordun?
Sende daha çocukken fark edilen özellikler nelerdi?
Ailende hangi yetenekler ve uğraşlar belirgindi?
Hayatının farklı dönemlerinde tekrar tekrar hangi alanlara döndün?
İnsanların yargısından ve “bunu yapmalısın” diyen seslerden bağımsız olsaydın bugün neye yönelirdin?
Bunların hiçbiri tek başına “senin kaderin budur” cevabını vermez. Ama yan yana geldiklerinde insanın kendi hayatına başka türlü bakmasını sağlar.
Kader Tasarımı benim için geleceği tahmin etmek değil; geçmişinde, bugününde ve sende var olan imkânlarda görünen izleri okuyarak geleceğine daha bilinçli yön verebilmektir.
Bu yüzden kader yalnızca “başıma ne gelecek?” sorusuyla ele alınmaz. Bir soru daha vardır: Bana verilmiş olanla ben ne yapıyorum?
İnsanlarla çalışan kadınlarla; para ve gelir, aile ve ilişkiler, beden ve kapasite, iş ve görünürlük, yön ve anlam üzerine çalışıyorum.
Bazen bunun yolu bir nefes atölyesinden geçiyor.
Bazen para üzerine bir çalışmadan.
Bazen aileden taşınan örüntülere bakıyoruz.
Bazen uzmanlığını nasıl konumlandıracağına ve teklifini nasıl oluşturacağına çalışıyoruz.
Bazen de soru çok daha temel oluyor: ben bundan sonra nereye gitmek istiyorum?
Bütün bu başlıkları birbirine bağlayan şey konu değil. Okuma biçimi.
Belki daha fazla kazanmak istiyorsun ama para tarafında bir şey seni geri çekiyor.
Belki işin büyüyor fakat aynı hızda yoruluyorsun.
Belki görünür olmak ve hizmetini daha fazla kişiye ulaştırmak istiyorsun.
Belki büyüdükçe ilişkilerindeki dengelerin değiştiğini fark ediyorsun.
Belki de dışarıdan her şey yolunda görünürken içinde aynı soruyu taşıyorsun: ben nereye gidiyorum?
Başlangıç noktası herkeste aynı değildir. Bu yüzden artık “önce mutlaka nefes” demiyorum. Önce hayatında şu anda ne olduğunu görüyoruz; sonra ona hangi yerden çalışacağımıza karar veriyoruz.
Atölyelere gitKerime Ergin
Bir Tekâmül Yolculuğu