Sözlük anlamıyla vahiy; bir bilgiyi işaret yoluyla muhataba en hızlı ve en kısa yoldan ulaştırmaktır. Genelde vahyin sadece peygamberlere geldiği zannedilir; oysa Kur’an penceresinden baktığımızda bu kavramın çok daha geniş bir kuşatıcılığa sahip olduğunu görürüz:
Toprağın ve yerin nizamı.
Bal yapma programı.
Bir annenin kalbine düşen o mukaddes ilham.
Işık Misali: Peygamberlere gelen vahyi "güneş ışığına" benzetirsek; diğer varlıklara ve insanlara gelen ilhamları ay, lamba veya mum ışığına benzetebiliriz.
Kaynak aynıdır, ancak şiddet ve işlev farklıdır.
Modern bir benzetme yaparsak vahiy, bir bilgisayara program yüklemeye benzer.
Karıncaya, balığa, çekirdeğe ve tohuma yüklenen bir program vardır. İnsan müdahale etmediği müddetçe domates çekirdeği domates olur, tavuk yumurta verir, kuş uçar. Bu varlıklar, kendilerine vahyedilen (yüklenen) yazılımın dışına çıkamazlar.
Allah, insana da O’nu tanıyabileceği, kulluk bağı kurabileceği bir alt yapı yüklemiştir. Biz bu ilahi alt yapıya "Fıtrat" diyoruz.
İşte koçluk ve eğitimcilik vizyonumuzun kalbi burasıdır. Elimizdeki Kur’an, içimizdeki fıtrat yazılımıyla %100 uyumlu olan bir "üst yapıdır".
Müslüman olmak; projenin binayla tam örtüşmesi gibi, dışarıdaki Kur'an ile içerideki fıtratı birleştirmektir. Bu bütünleşme gerçekleştiğinde insan, "kendi varlık gayesine" uygun yaşamaya başlar.
Değerli arkadaşlar, bir eğitimci olarak bizler, öğrencimizin içindeki o "fıtrat yazılımını" bozmadan, ona uygun olan "Kur’anî üst yapıyı" inşa etmesine yardım ederiz.
Sorum şu: Bugün kendi iç dünyanızdaki "fıtrat yazılımı" ile hayatınızdaki "uygulama" ne kadar örtüşüyor?
Binanız projenize uygun mu yükseliyor, yoksa temeldeki yazılıma aykırı bir inşaat mı yapıyorsunuz?