Sûre kelimesinin kökenindeki ilk anlam "yükselme"dir.
Sûre kelimesi, bir şehrin etrafını saran "Sur" kelimesiyle aynı kökten gelir.
Rağıp el-İsfehani’nin o muazzam benzetmesiyle söylersek; Kur’an sûreleri, müminin ruh dünyasını kuşatan yüksek surlar gibidir.
Neden Sur Var? Bir yerde sur varsa, dışarıda kendisinden sakınılması gereken bir tehlike vardır. Kur’an’a göre bu tehlikenin adı, insanın asla dosta dönüşmeyecek tek düşmanı olan Şeytandır.
Değerli arkadaşlar, bizler birer eğitimci ve koç olarak aslında danışanlarımızın ve öğrencilerimizin iç dünyasında "manevi surlar" inşa etmelerine rehberlik ediyoruz.
Felak ve Nâs sûreleri "sığınma" ile başlar. Bu, insana "Yalnız değilsin, bir kalen var" mesajını verir. Çaresiz hisseden bir danışana, sığınabileceği bu manevi kaleyi hatırlatmak, onun dayanıklılık (resilience) katsayısını artırır.
Sur, sadece dışarıyı engellemez; içerideki hazineyi (cevheri) korur. Sûreler bizim özümüzü, fıtratımızı dış etkilerden koruyan profesyonel sınırlardır.
Sorum şu: Bugün kendi ruh dünyanızdaki surlar ne durumda?
Şeytanın sızabileceği gedikler mi var, yoksa 114 sûrenin koruması altında kendinizi emniyette hissediyor musunuz?