“İmanlarını iman katsınlar diye müminlerin kalplerine Sekine'yi indiren O'dur.” (Fetih, 4). Tasavvufi epistemolojide Sekine, kulun kendi çabasıyla ürettiği bir şey değil, kalbin “üretim hatasından” arınması sonucu yukarıdan (Alem-i Melekût’tan) lütfedilen bir nur, bir manevi varlıktır. Kul kalbini temiz bir kap haline getirdiğinde, Sekine oraya yerleşir ve kalbe sarsılmaz bir metanet verir. Bu, imanın yakîne (kesin bilgi ve şüphe duymama haline) dönüşmesidir.
Neuro-teolojik araştırmalar (Andrew Newberg vb.), derin manevi tefekkür ve ilahi kelamların ritmik tekrarı sırasında, beynin yönelim belirleyen bölgesi olan Parietal Lob aktivitesinin azaldığını göstermektedir. Parietal lob yavaşladığında, kişi “Ben ve Diğerleri” ayrımını kaybeder, kainatla ve yaratıcıyla bir olma, sonsuz bir güven ve aidiyet hissi yaşar. Aynı zamanda prefrontal kortekste gri madde yoğunluğu artar.
Omurganız dik şekilde oturun. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın ve nefesi verirken göğsünüzden ve boğazınızdan derin bir frekansla, hücrelerinizi titretecek şekilde “Hû” veya “Selâm” sesini uzatarak çıkarın. Sesin yarattığı fiziksel titreşimin göğüs kafesinizdeki timüs bezini ve vagus sinirini nasıl uyararak bedeni sakinleştirdiğini hissedin. 7 dakika uygulayın.
Fetih Suresi 4. ayetini bugün bir hat gibi yazın veya bir yere asın. Ayete her baktığınızda kalbinize dikey bir nurun indiğini imajine edin.
“Kalbimi ilahi bir Sekine’nin inmesi için ne kadar temiz ve hazır tutuyorum? Kabım ne kadar derin?”