Sekine’nin en yüksek kapısı “Rıza” makamıdır. Rıza, olanı olanın sahibinden bilip, kaderin akışına kalben itiraz etmemektir. Tasavvufta “Kahrın da hoş, lütfun da hoş” teslimiyeti, zihinsel bir polyannacılık değil, ontolojik bir idraktir. İnsan, gerçeğe direndiği müddetçe kendi cehennemini yaratır. Direnç, kalpteki sarsıntıyı (ızdırabı) büyütür; rıza ise sarsıntıyı Sekine'ye dönüştürür.
Beynimiz milisaniyeler içinde çevreyi, insanları ve durumları tarayarak bilinçaltı düzeyde bir güvenlik analizi yapar. Buna Nörosepsiyon (Neuroception) denir. Hayatın getirdiklerine karşı sürekli bir “Direnç ve Savaşma” modunda olduğumuzda, nörosepsiyon sürekli tehlike sinyali çalar. Olanı kabul etmek (Rıza), sinir sistemine “Savaş bitti, silahları bırakabilirsin” talimatı gönderir, homeostaziyi (iç denge) sağlar.
Sağ elinizi kalbinizin üzerine koyun. Sol elinizi göbeğinizin üzerine yerleştirin. Kalbinizin ritmini hissederek, o bölgeden nefes alıp verdiğinizi hayal edin. Her nefes verişinizde “Razıyım” kelimesini tüm göğüs kafesinize bir titreşim olarak yayın. Kalp ritminiz düzenli bir sinüs dalgasına dönecektir (Koherans).
Bugün ters giden, planınızı bozan en az bir olaya anında “Vardır bir hayır, planı bozulan ben değilim, egomdur” diyerek tepki vermeyi erteleyin.
“Hayatın kendi ritmine ve yaratıcının senaryosuna karşı hangi gizli kibirle direniyorum? Direnmeyi bıraksam, ne kadar hafiflerim?”