Tasavvuf felsefesinde “Kıllet-i Eşya” (Eşyanın azlığı), ruhun özgürleşmesi için şarttır. Sahip olduğumuz her eşya, kalbimizden bir iplikle bize bağlanır ve enerjimizi tüketir. Zihinsel veya maddi kalabalıklar, kalbin dikey yükselişine engel olan ağırlıklardır (kesafet). Eşyayı sadeleştirmek, zihni sadeleştirmektir. Kul dünyayı elinde tutmalı ama kalbine sokmamalıdır. Kalp sadeleştiğinde, Sekine geniş bir alan bulur.
Görsel ve maddesel kalabalıklar (dağınık odalar, tıklım tıklım gardıroplar), beynin görsel korteksine sürekli uyarıcı sinyaller gönderir. Bu durum beyinde Görsel İşlem Yükü (Visual Processing Load) yaratır ve farkında olmadığımız bir zihinsel yorgunluğa (Cognitive Overload) neden olur. Ortamı sadeleştirmek, beynin odaklanma mekanizmalarını rahatlatır, kortikal işlem yükünü azaltır ve sinir sistemine dinginlik verir.
Çalıştığınız veya yaşadığınız odada tamamen sade, boş bir köşe veya duvar bulun. O boş alana karşı oturun. Gözlerinizi o boşlukta gezdirin. Mekanın boşluğunu içinize çekerek, zihninizde ve kalbinizde de aynı boşluğun, geniş alanların açıldığını hayal edin. Boşluğun şifasını somatik olarak deneyimleyin. 5 dakika uygulayın.
Bugün odanızdan veya dolabınızdan en az 5 fuzuli eşyayı seçin; ya ihtiyacı olan birine verin ya da tamamen alanınızdan çıkarın. Masanızı bomboş hale getirin.
“Ben mi eşyalara sahibim, yoksa sahip olduğumu sandığım eşyalar mı beni köleleştirmiş ve kalbimi işgal etmiş?”