Tasavvuf, kulun kendi acziyetini ve kusurluluğunu idrak etme mektebidir. Kendine karşı sürekli bir mükemmeliyetçilik dayatmak, kalpte gizli bir Firavunluk (kendi kendini ilahlaştırma) barındırır. Hata yapabilir bir varlık olduğunu kabul etmek, tevazunun başlangıcıdır. Allah’ın “Er-Raûf” esması, kulların zayıflıklarına karşı gösterilen ilahi şefkattir. Kul kendine şefkat göstermedikçe, kalbindeki sertlik yumuşamaz; sert kalbe ise Sekine uğramaz.
Kendimizi acımasızca eleştirdiğimizde (Self-criticism), beynin tehdit mekanizması devreye girer; kendimizi kendi zihnimizde bir düşman gibi algılarız ve sempatik sistem tetiklenir. Kendimize şefkat gösterdiğimizde ise beynin Bakım/Yatıştırma Sistemi (Soothe System) devreye girer. Bu durum, frontal kortekste yer alan ve başkalarının (ve kendimizin) duygularını ayna gibi yansıtan Ayna Nöronları sakinleştirerek tüm sinir sistemini regüle eder.
Aynanın karşısına geçin. Kendi gözlerinizin içine en az 2 dakika boyunca hiç yargılamadan, sadece şefkatle bakın. İçinizdeki o küçük çocuğu görün. Ona yüksek sesle şu cümleyi söyleyin: “Hatalarınla, kusurlarınla, eksiklerinle seni tamamen kabul ediyor ve çok seviyorum. Güvendesin.”
Bugün yaptığınız bir hatada kendinize kızmak yerine durun, derin bir nefes alın ve “Ben sadece bir insanım, öğreniyorum” deyin.
“Yaratıcının bana gösterdiği şefkat ve merhameti, ben kendimden neden esirgiyorum? Kendimin hangi hayali versiyonuyla kavga ediyorum?”