Sebât, hiç yorulmamak ya da her koşulda güçlü görünmek değildir. Zorlandığında dağılıp gitmeden kendine dönebilmektir.
Bir odaya giriyorsun ve daha ağzını açmadan sesin kısılıyor.
Aslında ne düşündüğünü biliyorsun. Söylemek istediğin cümle dilinin ucunda duruyor. Ama söylemiyorsun. Sonra eve dönüyorsun ve o cümleyi kendi kendine defalarca tekrar ediyorsun — bu sefer güzel, düzgün, tam istediğin gibi çıkıyor. Kimse duymuyor.
Bir karar vermen gerekiyor ve haftalardır aynı yerde dönüyorsun. Herkese soruyorsun. Herkes bir şey söylüyor. Sen hâlâ karar veremiyorsun; çünkü sorduğun soru aslında ne yapmalıyım değil, ne yaparsam kimse bana kızmaz.
Ve bir de şu var: geride bıraktığını sandığın bir şey. Konuşulmayan, açılmayan, üstü örtülü bir ağırlık. Onunla ilgili bir şey söylemiyorsun, çünkü söylemenin kimseye faydası yok gibi geliyor. Ama o duruyor. Ve insan içinde adı konmamış bir yük taşırken sağlam basamıyor.
Şunu baştan söyleyeyim: bunların hiçbiri senin zayıf olduğunu göstermiyor.
İnsanın kendi ağırlığını tek başına taşıması zaten mümkün değil. Yorulmanın sebebi budur — güçsüz olman değil, tek başına taşımaya çalışman. Ve ayakta duramamanın sebebi çoğu zaman bacaklarda değil, zemindedir.
Bu program sana yeni bir kişilik giydirmeyi teklif etmiyor. Üstünü örttüğün asıl hâline dönmeni teklif ediyor. Sağlam olmayı öğrenmeyeceksin; sağlam olana yaslanmayı öğreneceksin.
Bu duâ, kendinden kat kat kalabalık bir orduyla karşılaşan bir topluluğun ağzından dökülür. İstenen şey korkunun kaldırılması değil; korkunun içinde ayakların kaymamasıdır. Bu yirmi bir günün bütün mantığı bu ayrımda.
Her günde bir esmâ, bir âyet, bir duâ, bir sünnet ve bir beden çalışması var. Günde yaklaşık yarım saat.
Kurulum yok, üyelik ekranı yok. Bağlantıya dokunursun, açılır. İstersen ana ekranına kısayol ekler, uygulama gibi kullanırsın.
Başlat dediğin an birinci gün açılır. Sonraki günler, bir öncekini tamamladıkça açılır — takvime göre değil, senin hızına göre. Bir gün ara verirsen geride kalmazsın; kaldığın yerden devam edersin.
Esmâ, âyet, tasavvufî derinlik ve beden çalışmalarının hepsi benim sesimden kayıtlı. Somatik uygulamalar zaten sesli yönlendirmeyle yapılır — gözlerin kapalıyken kimse metin okuyamaz.
Koçluk soruları ve gece defteri, programın en çok iş gören yeri. Yirmi bir günün sonunda elinde kendi el yazınla bir metin oluyor; asıl kıymetli olan o.
Sınır — baştan söylüyorum. Bu bir eğitim ve tefekkür çalışmasıdır; tıbbî ya da psikolojik tedavinin yerine geçmez. Programın içinde vefat eden bir yakınla helalleşme çalışması yer alıyor. Yas, vefat ya da uzun süredir devam eden bir çökkünlük hâli günlük hayatını sürdürmeni zorlaştırıyorsa, bu programa ek olarak bir uzmandan destek al. Bu, yolu yarıda bırakmak değil; yolu güvenli yürümektir.
İlahiyatçı, sosyolog, yaşam ve nefes koçu, aile danışmanı. Marmara İlahiyat mezunu. On dört yıl öğretmenlik yaptıktan sonra yolunu insanın kendini okuması üzerine kurdu. 2018'den bu yana yüzü aşkın nefes atölyesi yürüttü, yüzden fazla eğitmen ve koç yetiştirdi.
Yaptığı işin ayrıştığı yer şu: âyeti bir süs olarak değil, çalışmanın omurgası olarak kullanıyor. Modern koçluğun ve sinir biliminin verdiğini, kendi geleneğinin ölçüsüyle birlikte dokuyor. Bilmediği yerde susuyor; kesin konuşulmayacak yerde soru soruyor.
Havale yaptıysan dekontu WhatsApp'tan iletmen yeterli; bağlantını aynı gün gönderiyorum.
Dekontu GönderKontenjan sınırlıdır; her dönem sınırlı sayıda kişiyle çalışıyorum.
Bu yolculuğu başkası için de alabilirsin. Hediye ettiğinde sana bir bağlantı ve içine kendi mektubunu yazabileceğin bir kart gönderiyorum; ikisini de sen iletiyorsun. Kime, ne zaman vereceğine sen karar veriyorsun.
Ortalama yarım saat. Bunun bir kısmı dinleme, bir kısmı beden çalışması, kalanı yazma. Yoğun bir günde kısaltabilirsin ama tamamen atlamamanı isterim; süreklilik burada çokluktan kıymetli.
Hiçbir şey. Günler takvime değil, senin tamamlamana bağlı açılıyor. Üç gün ara verirsen döndüğünde kaldığın gün seni bekliyor olur.
Azını yap ama bırakma. Sayılar bir ölçüdür, bir borç değil. Uygulamadaki sayaç kaldığın yerden devam eder.
Program namazın içine yerleşmiş bir düzen üzerine kurulu — vazifeler namaz vakitlerine bağlı. Kılmıyorsan uyarlayabilirsin ama en verimli hâlini almazsın. Bunu dürüstçe söylüyorum ki sonradan yarım kalmasın.
Hayır. Her âyetin ve her ismin açıklaması sıfırdan yapılıyor; hiçbir ön bilgi varsayılmıyor. Kavramlar geldikçe açılıyor.
İkisi ayrı ayrı değil, iç içe. Koçluk sorusu ile âyet aynı sayfada duruyor; biri ötekinin süsü değil. Zaten bu çalışmanın kurulduğu yer tam olarak burası.
Evet. İçerik kadın erkek ayrımı gözetmeden yazıldı; örnekler herkesin hayatından.
Evet. Uygulama sende kalır, istediğin zaman baştan yürüyebilirsin. Zaten çoğu kişi ikinci turda daha derine iniyor.
Yirmi bir gün sonra hayatın değişmiş olmayabilir. Ama hayatının ortasında duran kişi değişmiş olur. Sıra genelde böyle işler.