Bambaşka Bir
Yaratılış
Her dönüşüm bir gecede olmaz. Bir damladan bir insana giden yolda, her aşamanın kendi vakti vardır.
Bugün Kuran'ı elime aldığımda, Kuran bana yaratılışın katmanlarını gösterdi:
Bu ayeti okuduğumda kalbim durdu. Çünkü ayet bana çok şahsi bir şey söylüyordu: "Sen bir gecede olmadın. Sana baktığım her aşamada bir öncesinden farklıydın. Ben seni katman katman, kademe kademe yarattım. Ve şu an gördüğün hâlin de son hâlin değil — daha 'bambaşka bir yaratılış' var."
Beş Aşama, Bir İnsan
Ayet beş aşama sıralıyor: nutfe (bir damla su), alaka (asılıp tutunan), mudga (çiğnem büyüklüğünde et), izam (kemikler), sonra kemiklere giydirilen lahm (et). Ve sonra hepsinin üstüne — "halkan âhar", bambaşka bir yaratılış.
Her aşama bir öncekinden tamamen farklı görünüyor. Bir damlaya bakıp "bu bir insan olacak" diyemezsin. Bir çiğnem ete bakıp "bu konuşacak, sevecek, dua edecek" diyemezsin. Ama Allah Teâlâ bakıyor ve görüyor — her aşamanın altında bir sonrakini.
İki Bağlaç Beni Durdurdu: Fe ve Sümme
Ayetin Arapça'sına dikkat ettiğimde fark ettim ki, aşamalar arasında iki farklı bağlaç var. Fe ve sümme. Türkçeye ikisi de "sonra" diye çevriliyor — ama Arapça'da arada büyük bir fark var.
Fe hızlı geçişi anlatır — hemen ardından, ara vermeden. Sümme ise zaman aralığı olan bir geçişi anlatır — bir müddet sonra, bir bekleyişten sonra.
Ayete bakıyorum: alaka, mudga, kemikler — bunların hepsi fe ile bağlanmış. Yani peş peşe, neredeyse aralıksız. Ama kemiklere et giydirildikten sonra "bambaşka bir yaratılış"a geçişte bağlaç değişiyor — sümme. Yani bir bekleyişten sonra.
Bu beni çok düşündürdü. Çünkü ben de hayatımda fark ediyorum: bazı dönüşümler peş peşe gelir, art arda dökülür. Bazı dönüşümler ise uzun bir bekleyişten sonra patlar. Ve genelde en büyük olan, en bambaşka olan dönüşüm — o son sümme'nin arkasındadır.
Bazen "sümme" demektir —
en büyük yaratılış arifesi.
Markama Aynası Tuttum
Bu ayet bana markamı bambaşka bir gözle gösterdi. Çünkü ben de Ayet Temelli Koçluk'u kurarken aşama aşama gittim, hâlâ gidiyorum. Bir damla niyetle başladım. Sonra o niyet bir şeylere asılıp tutundu — bir okuma, bir öğrenme, bir tecrübe. Sonra o tutunma bir çiğnem et oldu — ilk paylaşımlar, ilk seminerler, ilk danışanlar. Sonra iskelet kuruldu — markanın yapısı, dilim, çerçevem. Sonra et giydirildi — görsel kimlik, sosyal medya, akademinin oturması.
Ama ben hâlâ son aşamayı bekliyorum. "Halkan âhar" — bambaşka bir yaratılışı. Bu nedir bilmiyorum. Ama biliyorum ki, bekleyiş boşa değil. Çünkü fe ile sümme arasındaki o fark bunu söylüyor: bazı şeyler hızlı kurulur, ama gerçek dönüşüm zaman ister.
Önceleri sabırsızlanırdım. "Niye markam daha hızlı büyümüyor? Niye o köklü değişim hâlâ gelmiyor?" derdim. Ama Mü'minûn 14 bana şunu öğretti: Allah Teâlâ bile yaratırken sümme'yi kullanıyor. Aceleci olan ben kim oluyorum?
Her Aşama Kendi Adıyla Var
Bir başka şey daha öğrendim bu ayetten: her aşamanın kendi ismi var. Nutfe, nutfe'dir. Alaka, alaka'dır. Mudga, mudga'dır. Hiçbiri diğeri değildir. Hiçbiri eksik insan değildir — her biri tam o aşamadır.
Bu beni koçluk masasında çok sık şuna götürür: danışanlarım kendi aşamalarını yaşamak yerine, ileriki aşamayı yaşamaya çalışırlar. Alaka aşamasındaki bir kadın mudga gibi davranmaya çalışır. Mudga aşamasındaki bir marka iskelet gibi görünmeye çalışır. Ve hep eksiklik hissederler.
Ama Mü'minûn 14 diyor ki: "Sen tam şu an, olduğun yerde tamsın." Bir damla, bir damla olarak tamdır. Asılıp tutunan, asılıp tutunan olarak tamdır. Mudga olmaya çalışan bir alaka değil — alaka olarak Allah'ın yarattığı şeysin.
Bunu kendime de söylüyorum. Markamın bu hâli, eksik bir hâl değil — bu aşamanın tam hâli. Bir sonrakine geçmek için bunu inkâr etmem gerekmiyor. Bunu yaşamam, bu aşamada Allah'ın bana koyduğu emanetleri taşımam gerekiyor.
Üç Anahtar Kelime
Bu ayetten üç anahtar kelime daha öğrendim, hepsi koçluğa ve hayata yansıyor:
Birincisi · Halaknâ (biz yarattık). Ayet boyunca özne sürekli "biz". Sen kendini yaratmıyorsun. Markanı sen yaratmıyorsun. Sen yaratılana eşlik ediyorsun. Bu büyük bir özgürlük. Aynı zamanda büyük bir teslimiyet.
İkincisi · Enşe'nâhu (inşa ettik). Son aşamada Allah Teâlâ farklı bir fiil kullanıyor — halk değil inşa. İnşa, yükselterek var etmek demek. Yani son aşama sadece bir başkalaşım değil — bir yükselişe geçiş.
Üçüncüsü · Ahsenu'l-hâlikîn (yaratanların en güzeli). Ayet bir hayretle kapanıyor — "Allah'ın şânı ne yücedir!" Yani aşamaları görmek, sonunda kuru bir analize değil — tefekkürle bir hayrete götürmeli. Çünkü asıl mesele aşamaları saymak değil, bu kadar mükemmel bir düzeni kuran Yaratıcı'yı tanımaktır.
Sonunda
Bu ayet bana büyük bir teselli getirdi. Çünkü artık "niye bu kadar yavaş oluyor?" sorusuyla yıpranmıyorum. "Hangi aşamadayım, bu aşamanın hakkını veriyor muyum?" sorusuyla didiniyorum. Bu çok farklı bir didinme — çok daha sabırlı, çok daha onurlu.
Sabırsızlık baskısından kurtuldum. Çünkü yaratılışın kendi içinde fe'leri ve sümme'leri var. Bazı şeyler hızlı dökülür, bazı şeyler beklemek ister. Ve genelde en kıymetli olan — en uzun bekleyişin arkasından gelen "halkan âhar"dır.
Eksiklik hissinden de kurtuldum. Çünkü her aşama kendi adıyla tamdır. Mudga olmaya çalışan bir alaka değilim — bulunduğum aşamanın tam hâliyim. Ve Yaratan, beni bir sonrakine geçirmeye muktedirdir.
Bir gecede olmadım.
Bir gecede olmayacağım.
Ben katman katman yaratılıyorum.
Ve daha "bambaşka bir yaratılış" var.
Eğitim ve duyurulardan haberdar olmak için
Kerime Ergin Akademi'nin yeni atölye, eğitim ve seminer duyurularını ilk siz öğrenmek isterseniz WhatsApp hattımızdan bize yazabilirsiniz.