Yapamadılar.
Yapamadılar.
Sadece edebi sanat olarak on sure getirin dediler, yine yapamadılar.
"Muhammed (sav) okuma yazma bilmiyor, siz en alimlerinizi, eli kalem tutanlarınızı toplayın" dedi, yine olmadı.
"İnsanlardan ediplerinizi, cinlerden dostlarınızı, kimi isterseniz yardıma çağırın" dedi, yine hüsran.
Yapamadılar.
Son aşamada bile muvaffak olamadılar.
Müşrikler neden yazamadılar? Aslında bir şeyler yazabilirlerdi; ancak sıkıntı "özne" problemindeydi. Kur'an, merkezinde Allah olan ve yaratıcı diliyle konuşan bir kitaptır. Bir insan ne kadar edip olursa olsun, şu cümleleri kuramaz:
Bulutları, rüzgarı ve suyu yaratamayan; "Yağmuru yağdıran biziz" diyemez.
İnsanı yoktan var etmeyen; "Ona gözü, kulağı, kalbi veren biziz" diyemez.
Ahiretin sahibi olmayan; "Cennet ödüldür, cehennem cezadır" diye hüküm kesemez.
Kâinat yaratılan kitap, Kur'an ise yazılan kitaptır.
Her iki kitabın da yazarı aynıdır. Dolayısıyla kâinattaki nizamı kim kurduysa, o nizamın dilini de ancak o konuşabilir.
Değerli arkadaşlar, bir eğitimci olarak öğrencilerimize şunu fark ettirmeliyiz: Hakikat, taklit edilemez. Kur'an'ın benzerinin getirilememesi, onun sadece "edebi" üstünlüğü değil, "varoluşsal" gerçeğidir.
Bir ressamın çizdiği güneş, odayı aydınlatmaz. Kur'an'ın ayetleri ise ruhları aydınlatan "asıl" güneştir.
Müşriklerin aciz kalması, aslında insanın sınırlılığının ilahi sonsuzluk karşısındaki tescilidir.
Sorum şu: Bugün kendi hayatınızda, Allah'ın özne olduğu alanlara (doğum, ölüm, rızık, hidayet) müdahale etmeye çalışarak kendi "benzeri getirilemez" acziyetinizi mi yaşıyorsunuz?
O'nun özne olduğu yerde kul olmayı kabul ederek, o muazzam kelamın gölgesinde huzur bulmaya hazır mısınız?