Bir koç odaya girdiğinde — yanında değil içinde taşıdığı bir şey vardır: etik.
O kişi etiği bir kural defteri olarak değil, bir iç giysi olarak taşır. Üstüne giydiği bir kural değil; bedenine yapışık bir nefes. Bu yüzden bu bölümde "kural ezberletmeyeceğim" — bir duruş kazandırmaya çalışacağım.
Önceki bölümde sınırı ve sorumluluğu konuştuk. Bu bölümde bir adım daha içeriye iniyoruz: etik nedir, niye gereklidir, ve nasıl bir koçun bütününe sirayet eder? Çünkü etik kuralları ezberleyen koç çok zaman onları çiğner; etiği yaşam haline getiren koç ise onları çiğnemek istese de gönlü razı olmaz.
Dünyada koçluk mesleğinin uyduğu en kabul gören etik çerçeve — 2020 güncel hâli.
ICF Etik Kuralları, dünyada koçluk mesleğinin uyduğu en kabul gören etik çerçeveyi sunar. 2020'de güncellenmiş haliyle dört ana sütun üzerine kuruludur:
Seans odasında etik bir ikilemle karşılaştığında — ezberden cevap vermek tehlikelidir.
Burada hangi etik prensipler çatışıyor? Gizlilik mi, kişinin güvenliği mi, üçüncü tarafın hakkı mı, yasalar mı?
Her seçeneğin kime ne kadar fayda/zarar getireceğini düşün. Kim en kırılgan? Kimin sesi en az duyuluyor?
Vereceğin karar üç teste girer:
Üçüncü test — "yarın gazetede çıksa rahat olur muyum?" — etiğin iç testidir. Çünkü dışarıdan kuralla uyumlu görünen bir kararın bile gönüle yatmıyor olabilir. O gönülde rahatsızlık etiğin sezgisidir; dinlemek lazım.
Her koçun mesleğinde defalarca karşılaşacağı durumlar.
Bu beş ikilem her koçun mesleğinde defalarca karşılaşacağı durumlardır. Bunları önceden düşünmüş olmak — anında doğru kararı verebilmenin yegâne yoludur.
Etik kuralları ezbere değil, vakalar üzerinden yaşayarak öğrenilir. Her sütun için en az bir somut vaka — gerçek hayattan veya kurgu — düşünülmesi yararlıdır. Soyut kural ne kadar somut bir senaryoya bağlanırsa, hatırlanması o kadar güçlü olur.
Üçüncü test — "yarın gazetede çıksa rahat olur muyum?" — etiğin iç testidir. Bir gün koçluk hayatında çok rahat görünen ama içe yatmayan bir karar verme durumu çıkacaktır. O zaman bu test durdurucu bir araç olur. Ömür boyu rehberdir.
Modern etik "kural" temellidir; Kur'ânî etik "emanet" temellidir.
İkisi aynı şeye varır ama farklı yerden başlar. Kural sana "şunu yapma" der; emanet sana "bunu kime karşı yapıyorsun" diye sorar.
Bu ayet emanet kavramının kozmik boyutunu gösterir. Dağlar, yer, gökler korkmuş; ama insan üzerine almış. Yani emanet — küçük bir sorumluluk değildir.
İnsan olmanın kendisi, bir emanet yüklenmektir.
Bir koç olarak, danışanın bize gelmesi — bu kozmik emanetin küçük bir yansımasıdır. Onun içsel dünyası, kararları, gönlü, gizliliği — hepsi bize emanet edilmiştir. Bu emanet bilincinden çıkan etik, ICF'in dört sütununu da içine alır ama onun ötesinde bir şey daha söyler:
ICF'in dört sütununun manevî temelini oluşturur.
Sana verilen ehliyet, öğrendiğin bilgi, edindiğin kapasite — bunlar Allah'a karşı bir emanettir. Eğitim aldın, sertifika aldın — bu sana bir hak değildir, bir yüktür. Hakkını vermek — şükürdür.
Danışanın gönlü, gizliliği, kararları — sana emanettir. Bu emanetin hakkını vermek: dürüst olmak, gizliliği korumak, çıkarına bakmak, yetersiz kaldığında dürüstçe söylemek. ICF'in birinci sütunu burada konumlanır.
Bu meslek — sen kurmadın, sen geliştirmedin. Sokrates'ten bugüne, binlerce öncülerin emeğiyle bugünkü hâline geldi. Senin yapacağın şey — mesleği zedeleyecek davranıştan kaçınmak, onu daha iyi bir hâle bırakmaktır. ICF'in ikinci ve üçüncü sütunu.
Toplum sana izin verdiği için bu mesleği yapabiliyorsun. Bunun karşılığı — ayrımcılık yapmamak, çeşitliliğe saygı, sosyal sorumluluk. ICF'in dördüncü sütunu, Kur'ânî perspektifte "hakk-ı umûmî" kavramı ile karşılanır.
Bu dört boyut, ICF'in dört sütununun manevî temelini oluşturur.
Modern etik "kim ne zarar görür" diye sorarken,
Kur'ânî etik "bu emanetin hakkı verildi mi" diye sorar.
Sonuç çoğunlukla aynı yere çıkar — ama Kur'ânî soru, sorumlu hissetmenin derinliğini daha çok hisseder.
Modern etikte ihlalin sonucu: ICF'e şikayet, akreditasyonun iptali, hukukî sorumluluk. Bunlar sahihtir, gerekli yaptırımlardır. Ama Kur'ânî perspektifte bir ihlal başka bir yere de yansır: Allah'a hesap.
Bu, kuru bir korku unsuru değildir — bir derinlik getirir. Çünkü insan dış denetim olmadığında bile etik kalmak isterse, içsel bir motora ihtiyaç duyar. Emanet bilinci, bu motorun adıdır.
Bu ayet, koçun seans odasında kimsenin görmediği zerrelerin bile kayıtlı olduğunu hatırlatır.
Bir koç olarak iyilik yaparken — kimse görmüyor diye değil — Allah görüyor diye yapar. Bu hassasiyet etiğin en derin temelidir.
Ahzâb 72 ayetini yavaş okumak gerekir. "Dağlar emaneti yüklenmekten korktu, ama insan yüklendi" cümlesi — insan olmanın ağırlığını gösterir. Bir koç bu ağırlığı küçültmemelidir. Seans öncesi "Allah'ım, yüklendiğim emanetin hakkını ver bana, beni emanete hıyanetten koru" gibi bir niyet — koçluk pratiğinin manevî temelidir.
Zilzâl 7-8 — "zerre kadar iyilik / zerre kadar kötülük" — koçun mikro davranışlarına dikkat etmesini sağlar. Etik genelde büyük ihlallerde değil, "küçük" ihmallerde başlar: bir gizliliği yarım açma, bir sınırı yumuşatma, bir çıkarı görmezden gelme. Zerre kadar bile olsa — kayda geçer. Bu hassasiyet, etiği büyük krizler değil küçük detaylar üzerinden taşıyan koçun kalkanıdır.