İnsanlardan beklemeyi bıraktığında genişlersin.
Sürekli bir içsel mahkeme: "Ben neler yaptım, o bana neyi reva gördü?"
Bu daralmayı zihinde sandığımız bir mesele zannederiz; oysa o çoktan bedene yerleşmiştir. Onaylanmayı beklediğimiz kişi bizi onaylamadığında, sinir sistemimiz bunu sosyal bir tehlike olarak okur — soluk yukarı kaçar, nefes sığlaşır.
Karşı taraf bu görünmez faturadan habersizdir. Ödeyemediğinde içimizde bir kırılma yaşanır: önce hayal kırıklığı, sonra öfke, en sonunda derin bir küskünlük.
Çoğu kırgınlık, karşı tarafın yaptığından değil; ona hiç söylemediğimiz bir sözleşmeyi tek başımıza imzalamış olmamızdandır.
Ağırlık merkezimiz, kendi içimizden çıkıp başkalarına savrulmuştur.
"Sana o kadar lazımım ki beni takdir etmek zorundasın."
"Herkesi memnun ettim, bir tek kendime yaranamadım."
"Sizin yüzünüzden hiçbir şey yapamadım."
Üçü de aynı beklenti hapishanesinin ayrı hücreleridir.
İnsan, değerini sürekli güncellenen bir borsa ekranına bağlamıştır.
Beğeni, yorum, görüntülenme... Mesele görünmek değil — görünmek için var olmaya başlamaktır. Kişi varlığını görünürlüğüne bağladığında, görünmediği her an yok olduğunu hisseder.
Bir şeyi tüm kalbiyle istemek, ona doğru akmak. Ruh neye rağbet ediyorsa, oraya doğru düşer.
Kalp boşluk kabul etmez; mutlaka bir şeye meyledecektir. Mesele rağbeti söndürmek değil — ki mümkün de değildir — onu doğru kıbleye çevirmektir.
Umutla yönelmek, hayır beklemek.
Azametinden çekinmek, sakınmak.
Sonsuz rağbeti, sonlu bir insana yöneltmek.
Bir damla sudan okyanusun derinliğini istemek gibidir. Ona zulmeden de biziz: omuzlarına taşıyamayacağı bir ilahlık yükü bindiririz. İbreyi sabitlemenin tek yolu, onu hiç değişmeyen tek Merkez'e çevirmektir.
Gerçek "yükselen ad", insanların alkışıyla değil, kalbin doğru kıbleye dönmesiyle ihsan edilir. Bu, onay piyasasının kapanış zilidir.
Bir mahkûmiyetten azat fermanı.
"Değerim senin davranışına bağlı değil."
Arka plan programları kapanır, RAM boşalır.
Sinir sistemi yatışır, soluk derinleşir.
Beklenti gidince sevgi saflaşır.
"Ondan gizliden ne bekledim?"
"O bir fâni; kapasitesi bu kadar."
"Benim rağbetim yalnız Sanadır."
Boşa çıkan enerjiyle üret.
Değerin dışarıdan devşirilmez. Faturayı fark et.
Ve ilâ rabbike fergab. İbreyi Merkez'e çevir.
Kendi ekseninde dur; sekîne açılır.
Küçük şey yoktur: bir derecelik kayma, bütün bir hayatın iklimini değiştirir.
Rağbetimiz fânilere mi, yoksa fânileri de var eden asıl Kaynak'a mı?
İnsanlardan beklemeyi bıraktığınız an, genişleyeceksiniz.
Kerime Küçük Ergin · Bir Tekâmül Yolculuğu