Kerime Ergin Akademi · Ayet Temelli Koçluk
Ayet Tefekkürü Günlüğü · 8. Ayet —
— bugün — Kurban Bayramı
— Ayet Tefekkürü Günlüğü —
VIII
Sekizinci Ayet · Haşr 9
Haşr Sûresi · 9. Âyet
وَالَّذِينَ تَبَوَّءُو الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ ۚ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
"Onlardan önce o yurda (Medîne'ye) yerleşmiş ve îmâna sarılmış olanlar (Ensar), kendilerine hicret edip gelen (Muhâcir)leri severler; verilenlerden dolayı sînelerinde bir rahatsızlık duymazlar ve kendilerinde bir sıkıntı bile olsa, o kardeşlerini kendi nefislerine tercîh ederler! Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir!"
— ayetin kalbinden —
وَيُؤْثِرُونَ عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ
"O kardeşlerini kendi nefislerine tercîh ederler"
— ayetin bana gelişi —

Bayram sabahı sordum:
"Rabbim, nasıl bir bayram geçirmeliyim?"
Cevap: "Îsâr ile."

Bugün Kurban Bayramı. Sabah Kur'an'ı açarken duam şuydu: "Ya Rabbi, bu bayramı nasıl geçirmem gerek? Bana yol göster." Karşıma Haşr 9 çıktı. Sahabenin en güzel ahlâkını anlatan ayet: îsâr.

Durdum. Çünkü ayet bayramın aslını söylüyordu. Bayram "bana ne var?" demek değil — "benden başkasına ne var?" demek. Bayram "kendime bayram" değil — kendinden başkasına bayram olmak.

Ayet, Medîne'ye yerleşmiş Ensarı anlatıyor. Onlar Mekke'den hicret edip gelen Muhâcir kardeşlerini öyle bir karşıladılar ki — kendileri muhtaç olsa bile onları kendi nefislerine tercih ettiler. Bu kelime: îsâr. Yani "kendinin önüne başkasını koymak."

Allah Teâlâ bana diyor ki: "Bu bayramı îsâr ile geçir. Sofranı paylaş, gönlünü paylaş, vaktini paylaş, sevincini paylaş. Senin için olanı, başkasına ver. Ve sen muhtaçsan bile — vermeyi bırakma. Çünkü cimrilikten korunan, kurtuluşa erer."

Bayram sabahı için bundan güzel bir kılavuz olabilir miydi? Sanmıyorum. Îsâr — bayramın özü.

— Câbir b. Abdullah (r.a.) anlatır —

Ensâr'ın hurma hilesi

Câbir (r.a.) der ki: "Ensâr, hurmalarını devşirdiklerinde bunları ikiye ayırırlardı. Bir tarafa çok hurma koyar, diğer tarafa az hurma koyarlardı. Sonra az olan tarafa hurma dallarını yerleştirerek o tarafı çok gösterirlerdi.

Muhâcir kardeşlerine derlerdi: 'Hangisini istersiniz, alın!' Muhâcirler — çok görünen yığın Ensâr kardeşlerimizin olsun diye — az görünen yığını alırlardı. Böylece hurmanın çoğu Muhâcirlere gelirdi. Ensâr da bu yolla az olan kısmın kendilerine kalmasını sağlamış olurlardı."

Sübhânallah. Vermek için hile kurmuşlar — verirken bile vereni utandırmayan bir incelikle. Karşıdaki "ben fazladan aldım" diye mahcup olmasın diye. Bu bayramın ruhu budur: vermeyi öyle bir incelikle yapmak ki, alan kendini bile borçlu hissetmesin.

— Heysemî, Mecma'u'z-zevâid, X, 40 —
— önceki ayetlerle bağ —

1. Ayet (Muhammed 9): "İndirileni gönülden kabul et."

2. Ayet (Duhân 18): "Allah'ın kullarını iade et — emin taşıyıcı ol."

3. Ayet (Enfâl 12): "Ben seninleyim — sebat et."

4. Ayet (Nahl 9): "Yolun doğrusu Bende — sor, göstereyim."

5. Ayet (İsrâ 13): "Amelin senin boynunda — kendi alanına bak."

6. Ayet (Ahkâf 9): "Bilmediğini bil — sadece tâbi ol."

7. Ayet (Fussilet 18): "İman et, sakın — kurtul."

8. Ayet (Haşr 9): "Kendinden öncekini sev — îsâr ile kurtul."

Sekiz ayet bir hat: kabul → emanet → maiyyet → istikâmet → mesuliyet → tevâzu → kurtuluş → îsâr. Önce kendi içime baktım, sonra Rabbime yöneldim, alanımı tanıdım, kurtuluş vaadini aldım — şimdi de başkasına dönüyorum. Yolculuk içeriden başlamıştı; dışarıya, kardeşe ulaşıyor.

— Tefekkür 1 / Îsâr —

"Kendi nefsine başkasını tercih"

Ayetin merkez kelimesi: "yu'sirûn"îsâr. Kelime e-s-r kökünden — "öne almak, tercih etmek, üstün tutmak". Ama Kur'an'da bu kelimenin özel bir anlamı vardır: "kendi muhtaç olduğu hâlde başkasını kendine tercih etmek."

Bu, normal cömertlikten farklıdır. Cömertlik fazlasından vermektir. "Benim çok var, senin az var — al." Îsâr ise azlığından vermektir. "Ben de muhtacım — ama sen daha muhtaçsın. Sen al."

Ayetin sözleri çok ince: "velev kâne bihim hasâsa""kendilerinde bir ihtiyaç bile olsa." Yani Ensâr, ihtiyaçsız değildi. Onların da kıtlığı, yokluğu, zorluğu vardı. Ama Muhâcir kardeşlerini gördüklerinde, kendi ihtiyaçlarını ikinci sıraya koyabildiler.

Bu çok yüksek bir ahlâk. Hatta diyebiliriz ki insanın en zor sınavı. Çünkü bolluk halinde vermek kolaydır — darlıkta vermek ise nefsin kapısının açılması demektir. Allah Teâlâ Ensâr'ı bu yüzden methediyor: çünkü onlar nefsin en zor kapısını açtılar.

Bayramın özü budur. Bayram "bende çok var, paylaşırım" günü değil — "benim de ihtiyacım var, ama senin daha çok ihtiyacın var, sen al" günü. Bu yüksek ufka çıkmak — bayramın gerçek bayram olması.

Şimdi siz yazın

Bu bayram îsâr edebileceğiniz biri var mı? Sofra, vakit, ilgi, hediye, telefon... Hangi alanda kendinizin de ihtiyacı olduğu hâlde başkasını öne alabilirsiniz? Çok somut yazın — bir isim, bir niyet, bir adım.

— Tefekkür 2 / Sevmek —

"Severler" — fiil olarak

Ayet diyor ki: "yuhibbûne men hâcera ileyhim""kendilerine hicret edenleri severler." Burada çok ince bir nokta var. Allah Teâlâ Ensâr için "yardım ederler" demiyor, "verirler" demiyor — diyor ki: severler.

Çünkü gerçek îsâr sevgiden doğar. Mecburiyetten veren, görev olduğu için veren, vicdan azabıyla veren — îsâr etmiş olmaz. "Vermek zorunda kaldım" ile "vermeyi sevdim" arasında dağlar vardır.

Ensâr Muhâcirleri sevmişti. Onlar Mekke'den göç edip gelen, yurdunu kaybetmiş, malını mülkünü bırakmış insanlardı. Ensâr onları "Allah'ın bize emanet ettiği kardeşler" olarak görmüş ve sevmiş — ondan sonra vermek doğal olmuştu. Sevgi vermeyi kolaylaştırdı.

Bu yüzden bayramın önce kalp işi olduğunu hatırlamak gerek. Hediye vermeden önce — sevmek gerekiyor. Yemek pişirmeden önce — kalbi açmak gerekiyor. Telefonu açmadan önce — gönlü açmak gerekiyor.

Kalp dar ise, ne verirsen ver sıkıntılı olur. Kalp geniş ise — bir bardak su bile bayram olur.

Şimdi siz yazın

Bayrama gelirken kalbiniz hangi kişiye karşı dar? Yıllar içinde birikmiş bir kırgınlık, bir küskünlük, bir mesafe? Şimdi içtenlikle yazın. Bayramın îsâr'ı, önce kalbi açmaktan başlar.

— Tefekkür 3 / Sînede Rahatsızlık —

"Sînelerinde bir rahatsızlık duymazlar"

Ayetin çok ince bir cümlesi var: "velâ yecidûne fî sudûrihim hâceten mimmâ ûtû""onlara verilenlerden dolayı sînelerinde bir rahatsızlık duymazlar."

Bu cümleyi anlamak için bağlamı bilmek gerek. Müslümanlar Benî Nadr Yahudilerinden bir ganimet almışlardı. Hz. Peygamber (s.a.v) bu ganimetin tamamını sadece Muhâcirlere verdi — Ensâr'a vermedi. Çünkü Muhâcirler her şeylerini bırakıp gelmişti, daha muhtaçtılar.

Bu durum normalde insan kalbinde bir buruklik yaratırdı. "Ya bize niye düşmedi? Biz de Müslümanız. Biz de hak etmedik mi?" Çoğu insanın kalbi böyle bir anda kıpırdar — fark etmeden bir kıskançlık, bir mesafe oluşur.

Ama Ensâr'ın sînesinde bu kıpırdama olmadı. "Sînelerinde bir rahatsızlık bulamazlar." Yani hem dışarıdan razıydılar — hem de içeride, kendi kalplerinin derininde de razıydılar. Diplerinde bile burukluk yoktu.

Bu çok yüksek bir kalp seviyesidir. Bizim çağımızda bile zor — "tamam, ben razıyım" deriz dilimizle ama içimizde bir şey kıpırdar. Ensâr'ın bayramı bu: içeride bile bukluk olmamak. "O aldı, ben almadım — alın helal olsun, ben hediyeyi vereni seviyorum, almayı arzulamıyorum" diyebilen bir kalp.

Bayram günü sınavımız budur belki: birinin "daha çok aldığı" bir şey karşısında sînemizde bir kıpırdama hissetsek — onu görüp, susturup, kabul etmek. Sînenin temizliği.

Şimdi siz yazın

Hayatınızda "başkasına verilen" bir şey için içinizde sessiz bir buruklik var mı? Bir hediye, bir başarı, bir nimet, bir ilgi... Yargılamadan adlandırın. Sînenin temizliği — ancak görmekle başlar.

— Tefekkür 4 / Şuh —

"Nefsin cimriliğinden korunan"

Ayetin son cümlesi tüm konuyu özetler: "ve men yûka şuhha nefsihî feülâike hümü'l-müflihûn""Kim nefsinin şuh'undan korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir."

Şuh kelimesi ş-h-h kökünden — "cimrilik, hırs, kıskançlık, doymazlık". Kur'an'da buhl ve şuh kelimeleri yakın ama farklıdır. Buhl sadece "vermemek"tir. Şuh ise daha derin — "hem vermemek, hem de başkasında olanı istemek." Yani buhl kapıyı kapatmaktır; şuh kapıyı kapattıktan sonra komşunun kapısına da göz dikmek.

Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şerifte buyurur: "Zulümden kaçının. Çünkü zulüm kıyamet gününde zifiri karanlık olacaktır. Cimrilikten (şuh'tan) de sakının. Çünkü cimrilik sizden önceki toplumları helâk etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramları helâl saymaya sevketmiştir." (Müslim, Birr 56)

Şuh, kalbin en sinsi hastalığıdır. Çünkü insana "sen haklısın, kendine ait olanı koru" der. Ama kendine ait olanı korurken — başkasınınkine de tamah etmeye başlar. Sonu yoktur. "Bende olan azdır, başkasında olan çoktur" hissi insanı yer bitirir.

Bu yüzden ayet şuh'tan korunan için "müflih" kelimesini kullanıyor — "kurtuluşa eren, mutluluğa eren, felâha eren". Felâh aynı kökten — "çiftçinin toprağı yarması, yeni hayata açılma, kuvvetli bir başlangıç". Yani şuh'tan korunmak — kalpte yeni bir hayatın açılmasıdır.

Bayram bu açılışın günüdür. Şuh kapısını kapatıp — îsâr kapısını açan kalp, bayramı yaşamış olur.

Şimdi siz yazın

Kendi içinizde şuhun hangi şeklini görüyorsunuz? Vermemek mi, başkasında olanı istemek mi, kıskanmak mı, biriktirmek mi? Bu bayram, hangi küçük bir şuh kapısını kapatabilirsiniz?

— Tefekkür 5 / Bayram Pratiği —

Bugün — üç îsâr

Haşr 9'u bayrama indirmenin yolu: üç küçük îsâr. Bugün — bayramın bu birinci günü — üç tane somut "kendimden öncesi" niyeti yapın:

Birinci îsâr — En yakındakine: Aile içinde, evdekilere. Belki anneniz, eşiniz, çocuklarınız, kardeşiniz. Bugün size en yakın olan kim ise — onun ihtiyacını kendi ihtiyacınıza tercih edin. Yemekte en güzel parçayı ona verin. Yorgunsanız bile dinlenmeden önce o yorgun ise — onu önce siz dinlendirin. Görünmez, küçük, ama net bir hareket.

İkinci îsâr — Uzaktakine: Bugün arayacağınız biri var. Belki yıllardır aramadığınız bir akraba, küstüğünüz bir dost, mahcup olduğunuz bir tanıdık. İlk siz arayın. Adım atmak îsâr'dır — çünkü "ya o ararsa..." diyen nefse karşı, "ben arayayım" demek, kendi nefsini tercih etmemektir.

Üçüncü îsâr — Bilmediğinize: Tanımadığınız bir muhtaca. Bir komşunuza tabakta bir şey götürmek, bir yoksula sadaka, bir mültecinin çocuğuna bir oyuncak. Sizi bilmeyen birine, sizden bir şey gitmesi — îsâr'ın en saf halidir. Çünkü teşekkür beklemiyorsunuz, takdir beklemiyorsunuz — sadece Allah için veriyorsunuz.

Bu üç îsâr bir gün için. Ama bir bayram gününde edilmiş üç îsâr — bir yıllık iz bırakabilir. Bayram, başkasına bayram olmaktır.

Şimdi siz yazın

Üç îsâr'ı yazın: (1) En yakınımda bugün hangi îsâr'ı yapacağım? (2) Bugün kimi arayacağım? (3) Tanımadığım hangi muhtaca bugün gizlice bir şey vereceğim?

— Kapanış / Bir Söz —

Kendinize bir söz verin

Bu Bayram günü Haşr 9'un altında oturduk. Allah Teâlâ "Rabbim nasıl bir bayram geçirmeliyim?" diyen kula tek kelimeyle cevap verdi: îsâr.

Şimdi siz de kendinize bir söz verin. Bu bayramın yanınızda taşıyacağınız bir söz. Söz yazılınca güçlenir — bayram günü yazılan söz, gelecek bayrama kadar yaşar.

Ve unutmayın: "Kim nefsinin cimriliğinden korunursa — işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir." Bu vaad bize. Bu vaad bayrama. Bayramınız ve îsâr'ınız mübarek olsun.

Bayram Sözüm:

"Bu Bayram günü, Ayet Tefekkürü Günlüğü'nün sekizinci ayeti olan Haşr 9'un altında, Rabbime şu sözü veriyorum..."

— bir hatırlatma —
Hayatımda yaşayan Kur'an olsun istiyorum. O yüzden bu yola çıktım. Her gün öğreniyorum. Amacım bu — öğrenirken aktarmak.
— iletişim —

Ayet Tefekkürü Günlüğü hakkında

Defterin bir sonraki ayeti, atölye ve etkinlik duyuruları için WhatsApp hattımızdan bize ulaşabilirsiniz.

— WhatsApp ile yaz —
0 262 606 1945
۞
Kerime Ergin
Ayet Tefekkürü Günlüğü · VIII. Ayet · Haşr 9 · Kurban Bayramı