Aldığın her nefes belirlenmiş bir vakte kadar senin; sonra onu kaynağına geri verirsin. Bugün sahip olmayı değil, emaneti taşımayı hissedeceğiz.
İnsan, sahip olduğu şeyleri sımsıkı tutmaya programlıdır: zamanı, sağlığı, sevdiklerini, bir anı. Tutmak, kaybetme korkusunun adıdır. Oysa hiçbiri tamamen bizim değildir; her biri belirlenmiş bir vakte kadar bize verilmiş bir emanettir.
Bunu en saf hâliyle nefeste görürsün. Nefesi içine alırsın — ama tutamazsın. Tutmaya kalkarsan boğulursun. Onu zamanı gelince geri vermen gerekir. Almak ve geri vermek aynı akışın iki yarısıdır.
Bugün nefesini bir mülk gibi değil, bir emanet gibi taşıyacaksın: minnetle al, incelikle geri ver.
Verilen her şeyin bir yöneldiği yer vardır. Dışarıda dönüp dururuz; ama hareketin tamamı, sessizce bir merkeze doğrudur. Nefes de öyle: dışarı çıkar, geri döner; her dönüşte kaynağına biraz daha yaklaşır gibi.
Dört aşama: al · tut · ver · dur. "Al" emaneti almaktır, "ver" onu kaynağına geri vermektir. En uzun aşama veriştir — orası teslimdir. Küreye uyum sağla.
Ayette iki sade gerçek iç içe: bir şey belirlenmiş bir vakte kadar fayda verir, sonra bir varış yerine ulaşır. Geçicilik ve yöneliş. Verilmiş olan ve geri dönen.
Hayatımızdaki her şey bu çift gerçeğin içinden geçer. Bir mevsim, bir ilişki, bir nefes — bir süreliğine bize fayda verir, sonra ait olduğu yere döner. Bunu bilmek, sahip olduklarını daha az değil, daha çok kıymetlendirmeyi öğretir. Çünkü kalıcı sandığın şeye dikkat etmezsin; emanet bildiğin şeye ise nazik davranırsın.
"Sımsıkı tutarak değil, incelikle taşıyarak korunur emanet."Kerime Ergin
Hiçbir şeyi kaybetmedin; sadece taşıma şeklini değiştirdin. Aldığın her nefes minnetle geldi, verdiğin her nefes incelikle gitti. Bu hafiflik senin. Kendine nazik ol; bir sonraki nefese kadar bu emaneti yanında taşı.