Mükemmeliyet — kapasitenin
en büyük düşmanıdır.
Dört bolluk alanını gördün. Kendine bir hak belgesi yazdın. Bedenin "alabilirim" diye öğrenmeye başladı.
Ama bir şey daha var ki — hak etme inancının üstüne ağır basar: mükemmel olma talebi.
Çoğumuz — özellikle yüksek kapasiteli kadınlar — mükemmel yapmayı kimliklerinin bir parçası haline getirmişiz. Hatasız olmak. Eksiksiz görünmek. Herkesi memnun etmek. Hiçbir yerde kusurlu bulunmamak.
Ve bu — harika bir iş çıkarıyormuş gibi görünse de — gerçekte kapasitenin önündeki en büyük engeldir. Çünkü mükemmeliyetçi insan riskten korkar. Yeni bir şey denemez. Çünkü hata yapabilir. Göz önüne çıkmaz. Çünkü eleştirilebilir. Büyük işe kalkışmaz. Çünkü beceremeyebilir.
Sonuç? Kapasitenin altında yaşamak. Hayatını güvenli, küçük, yönetilebilir bir kutuya sıkıştırmak. İçindeki büyük hayatı — asla yaşamamak.
Bugün, bu kutudan çıkmanın yolunu konuşacağız. Ve o yolun adı — hata yapma hakkı.
Mükemmel olma talebi —
kapasitenin üstüne örtülen bir perde.
Önemli bir şey: Mükemmeliyetçi tavır gerçekten "mükemmel" sonuç üretmez. Çoğu zaman — bir şey bile üretmez. Çünkü işe başlamaz. Oysa yolda esnek tavır — tekrar eden denemeler yoluyla — zamanla mükemmele yaklaşır. Ama en önemlisi: yol boyunca gerçek hayatı yaşar.
Mükemmeliyetçilik tek biçimde gelmez. Üç ayrı yüzü var.
"Hazır olduğumda başlayacağım." Daha çok çalışmak, daha çok öğrenmek, daha hazır olmak — sonra başlayacaksın. Oysa "hazır" anı asla gelmez. Başlamak kendisi hazırlıktır.
"Henüz yeterince iyi değil." Başlarsın — ama bitirmezsin. Hep bir eksik bulursun, hep bir daha düzeltirsin. Sonuçta — yapılan iş kimsenin eline geçmez. Sadece senin elinde bekler.
"Bir eleştiri — yıkılırım." Yaparsın, bitirirsin. Ama birinin eleştirisi — en küçük not — seni yıkar. Çünkü kimlik eserine yapışmıştır. "Eser kusurlu" demek, sanki "ben kusurluyum" demektir. Bu kırılganlık — yeni işe başlamanı engeller.
Üçü de farklı — ama sonucu aynı: Yaşamadan yıllar geçer. İçindeki o muhteşem eser — yazılamadan, söylenemeden, yapılmadan — kalır.
Ve asıl acı şu: bu mükemmeliyetçilik bir çocukluk stratejisidir. "Hatasız olursam sevilirim" diye öğrendik küçükken. Ama artık yetişkin olarak — bu strateji bize hizmet etmiyor. Tam tersi: bizi küçültüyor.
Mükemmel oluncaya kadar —
hiçbir zaman olmamış olursun.
Bugün kendine bir hata yapma hakkı veriyoruz. Resmi olarak. Yazılı olarak.
Kimlik mührü gibi — hata yapma hakkı da yazılı olduğunda gerçek olur. "Kendime hata yapma hakkı veriyorum" demek — bir anahtar çevirmek gibi. Bedenin ve zihnin bunu başlangıçta inanmaz. Ama tekrar ede ede — inanır.
Kendine bir hata yapma izni
belgesi yazacaksın.
Başlamak için kusurlu olmanın tamam olduğunu kendine söyleyeceksin.
Üç soru, kendine dürüst ol.
IÜç tür mükemmeliyetçilikten (erteleyici, bitirmeyen, kırılgan) hangisi sende en güçlü?
IIİçinde yıllardır başlamadığın bir şey var mı? (Yazmak, bir projeyi duyurmak, bir alanda eğitim vermek, bir şeye kayıt olmak...) Neden başlamadın?
IIIBir an — sadece bir an — kusurlu haliyle başlamana izin verseydi kendin — ne yapardın? Küçük, net bir şey.
Yazdıkların şunu söylüyor: başlayabilirsin. Yetersiz hissettiğin halde bile.
Kendinden kendine — kusurlu olmaya hak.
Bu belge kısa olabilir. Bir iki cümle yeter. Ama kesin olsun.
Örnek: "Kendime hata yapma hakkı veriyorum. Kusurlu haliyle başlama, çalışırken öğrenme, yanlış yapma ve düzeltme hakkım var. Mükemmel olmayı beklersem — hiç başlamam. Başlamak benim için yeterlidir."
Yazdın. Şimdi bir kere sesli oku. Bedenin duysun.
İzin belgeni yazdın. Şimdi birkaç soru daha.
Bu nefes yumuşaklığa çağırır. Bir çocukla konuşur gibi kendinle konuşacaksın. Beden — sertliği bırakıyor.
Mükemmeliyet seni korumaz —
sadece seni durdurur.