Arapçada görme anlamına gelen “reâ” fiili, sadece göz merceğinden geçen ışığın retinaya düşmesi demek değildir. Bu fiil; fiziki görmenin ötesinde anlamak, kavramak ve sonucu kesin bir bilgiyle bilmek manalarını da içine alır.
"Eğer Allah (cc) sana 'Görmedin mi?' diye soruyorsa; O'nun haberi, senin kendi gözünle gördüğünden daha kesin bir gerçektir. O halde görmüş gibi inan!"
Bu, imanın en üst mertebesi olan "yakîn" (şüphesiz bilgi) seviyesidir. Kendi sınırlı duyularımıza değil, mutlak ilmin sahibine güvenmeyi öğretir.
Bu soru sadece teslimiyet istemez; aynı zamanda muazzam bir araştırma ve keşif davetidir. Kur’an bu soruyla şunu fısıldar:
"Eğer giderseniz, o eski kavimlerin kalıntılarını, tabletlerini ve şehirlerini bulacaksınız. O zaman bu anlatılanlara gözünüzle görmüş gibi ikna olacaksınız."
"Kâinatın işleyişine, yıldızların hareketine, hücrenin yapısına bakarsanız; oradaki nizamı tıpkı bir tabloyu seyreder gibi 'göreceksiniz'."
Değerli arkadaşlar, bir eğitimci olarak öğrencimize veya bir koç olarak danışanımıza bu soruyu sormak, onları pasif alıcılıktan aktif gözlemciliğe taşır.
"Görmedin mi?" sorusu, kişiyi kendi hayatına dışarıdan bir gözle, bir "feraset" penceresinden bakmaya zorlar.
Bizim işimiz sadece anlatmak değil, muhatabımızın kendi delillerine ulaşmasını sağlamaktır. Bilimle dini, akılla kalbi birleştiren o köprü, işte bu "bakış" ile kurulur.
Sorum şu: Hayatınızda her gün gözünüzün önünde olan ama basiretinizle "görmediğiniz" o mucize nedir?
Bugün o mucizeye ilk kez bakmaya hazır mısınız?