Kur'an okumak, şeytanın insanı yoldan çıkarmak için "sağdan gelmek" adına en fazla kullandığı alanlardan biridir. Maalesef mukaddes kitabı okurken şu manzaralarla karşılaşabiliyoruz:
Kur'an okumaya başlarken çektiğimiz eûzü besmele, aslında Rabbimize şu samimi arzuhaldir:
"Ya Rabbi! Az sonra Senin mukaddes kitabını okumaya başlayacağım. Orada senin emirlerine muhatap olacağım. O emirleri duyduğumda; tıpkı şeytan gibi 'ben ondan daha üstünüm' diyerek itaatsizlik yapmaktan, kibirlenmekten ve isyandan sana sığınırım."
Bir eğitimci ve koç olarak, bu sığınma halini şu üç aşamada disipline etmeliyiz:
Okumaya başlamadan önce iç sesimizi kontrol etmek.
"Bu okumayı kimin için yapıyorum?" sorusunu sormak.
Bilginin kibre dönüşme riskine karşı "Eûzü" kalkanını kaldırmak.
Besmele ile o bilgiyi hayata taşıyacak olan "şuur" düğmesine basmak.
Kur'an okumak bir cerrahi müdahale gibidir; eğer neşter (dil) steril değilse (Eûzü çekilmemişse), şifa yerine enfeksiyon yayar.
Sorum şu: Bugün hayırlı bir işe başlarken (ders anlatırken, koçluk yaparken, ibadet ederken) giydiğiniz o "manevi çelik yelek" ne kadar sağlam?
Şeytanın "sağdan gelip" sizi kendi başarınızla zehirlemesine karşı uyanık mısınız?