Duhân 33 · Tefekkür Defteri
Kerime Ergin Akademi
Tefekkür Defteri · Atölye Rehberi
۞

Sınama · Aynanın Önünde

Sana mucize verildi.
İçinde apaçık bir imtihân var.

Duhân Sûresi · 33. Âyet
وَآتَيْنَاهُمْ مِنَ الْآيَاتِ مَا فِيهِ بَلَاءٌ مُبِينٌ
"Onlara, içinde apaçık bir imtihân bulunan mucizelerden de verdik."
I

Mucize ve Sınama

Bu âyet İsrailoğullarına Allah'ın verdiği mucizelerden bahseder. Denizin yarılması, mannâ ve selvâ, taştan çıkan su... Tüm bunlar büyük lütuflar. Ama âyet bir şey ekler: "İçlerinde apaçık bir imtihân var."

Yani lütuf bir hediye değil sadece — aynı zamanda bir aynadır. Lütfu alan kişi nasıl davranıyor? Şükür mü hatırlanır, kibir mi sızar? "Hak ettim" mi der, "lütufla aldım" mı?

Mucize aynayı tutar.
Aynada görünen — aynaya bakanın hâlidir.
II

Aldığım Lütuflar

Hepimize verilen mucizeler var. Sağlık, akıl, aile, iş, çevre, başarılar, fırsatlar... Bunları çoğu zaman "olağan" olarak alıyoruz. Ama olağan değiller. Lütuf.

i Hayatımda son zamanlarda bana verilen lütuflar nelerdir? (Beklediğim ya da beklemediğim — büyük ya da küçük)
ii Bu lütufları aldığımda nasıl davrandım? Şükür mü hatırlandı, kibir mi sızdı? "Hak ettim" mi dedim, "lütufla geldi" mi?
III

Mucizeyi Nasıl Karşılarım?

Aynı mucize, iki farklı kişide iki farklı sonuç doğurur. Birinde şükür ve büyüme, diğerinde kibir ve düşüş. Aşağıda iki hâl var — kendinizi gözleyin.

— Şükür Hâli —

Lütufla aldım

Mucize geldiğinde "Allah verdi, ben hak etmedim" der. Mucize uzun süre mucize olarak kalır. Şükür beyinde mucizeyi canlı tutar. Büyüme devam eder.

— Kibir Hâli —

Hak ettim

Mucize geldiğinde "Ben başardım, ben yaptım" der. Mucize hızla "olağan"a dönüşür. Tatminsizlik gelir, daha çok ister. Kibir, mucizenin tadını çalar.

iii Şu an aldığım bir lütufa baktığımda — hangi hâle daha yakınım?
IV

Verdiğimi Nasıl Veriyorum?

Bu âyet sadece almakla değil, vermekle de ilgili. Çünkü Allah Teâlâ'nın "Vehhâb" sıfatı var — çok bağışlayan. Bizim de hayatta verdiklerimiz var: para, zaman, ilgi, hizmet, yardım. Soru şu: nasıl veriyoruz?

Lütufla mı veriyoruz, yoksa karşılık beklenildiğini gizleyerek mi? İkisinin görüntüsü aynıdır. Kalbi farklıdır.

i

Pişmanlık testi · Karşılık alamasaydım pişman olur muydum?

Eğer "Hayır, ben yine de değer verdim" diyebiliyorsam — bu hediyeydi, lütufla verdim. Eğer "Evet, emeğim boşa gitti" diyorsam — bu yatırımdı.

ii

Yüz yüze testi · Bu sözü yüz yüze de söyleyebilir miyim?

Verdiğim şeyi anlatırken kullandığım her cümleyi karşımdaki kişinin gözünün içine bakarak söyleyebiliyorsam — sahihim. Söyleyemiyorsam, orada bir maske var.

iii

Almayanın hâli testi · Almayan için de bereket diliyor muyum?

Verdiğim şeyi alan da almayan da için aynı şefkatle bakıyorsam — niyet temiz. Almayanı "kayıp" olarak görüyorsam, orada bir taraf bozulmuş.

V

Pusulanız Hâlâ Çalışıyor mu?

Vermek konusunda zaman zaman ürperti hissederiz. "Acaba bu çok mu? Manipüle mi ediyorum? Niyetim temiz mi?" Bu ürperti sustuğunda, asıl risk başlar. Ürperti edebin nöbetçisidir.

iv Son zamanlarda hangi konuda ürperti hissettim? (Bir cümle yazarken, bir karar verirken, bir şey verirken)
v O ürpertiyi dinledim mi, sustırdım mı?
— niyet beyanım —

Bugünden itibaren

Aldığım her lütufu lütuf olarak tanıyacağım, "hak ettim" diye değil. Verdiğim her şeyi üç filtreden geçireceğim — pişmanlık, yüz yüze, almayanın hâli. Ürpertiyi dinleyeceğim — onu susturmayacağım.

Şu an aldığım bu lütufa şükrediyorum:

۞
— Sınama Mührü —

Bana mucize verildi.
İçinde apaçık bir sınama var.

Aldığımı şükürle alacağım,
verdiğimi lütufla vereceğim.
Ürperti — edebin nöbetçisi.

۞