Çoğu insan "son" kelimesinden korkar. Bir şeyin bitecek olması, vedalar, kapanan kapılar bize hep bir hüzün gibi kodlanmıştır. Oysa hayatın tüm estetiği, onun sonlu olmasından gelir. Bir çiçeği plastik çiçekten ayıran, solacak olmasıdır; bir anı değerli kılan ise bir daha asla aynı şekilde yaşanmayacak olmasıdır.
Peki, ya bu bayram, bizim bu dünyadaki "estetik sonumuz" ise?
Ertelemenin Prangalarından Kurtulmak
İnsan, sonsuz vakti varmış gibi yaşadığında ruhu hantallaşır. "Yarın ararım, seneye giderim, bir gün affederim..." derken, aslında hayatın özünü hep bir "belki"ye hapsederiz.
Oysa "Bu son bayramım olabilir" bilinci, bir korku değil, bir özgürleşme kamçısıdır. Bu bilinç zihne düştüğü an, ertelemenin prangaları kırılır. O zaman sarılmak bir görev değil, bir vuslat olur. O zaman söylenen bir "seni seviyorum", sadece bir kelime değil, bir ruhun diğerine bıraktığı en kıymetli miras olur.
Vaktin Emanetçisi Olmak
Bizler vaktin sahibi değil, emanetçisiyiz. Bayramlar, bu emanetin en yoğun hissedildiği duraklardır. Bir sofranın etrafında toplanan o yüzlere bakarken şunu düşünün: Emaneti teslim etmeden önce, bu ana ne kadar şahitlik edebildim? Sadece bedenen orada olmak yetmez. Ruhunla, dikkatinle, tüm mevcudiyetinle orada mısın? Eğer bu son bayramsa; o çayın buharı, o kahkahanın tonu, o sessizliğin huzuru senin için paha biçilemez bir hazineye dönüşür. "Son" ihtimali, sıradan olanı mübarek kılar.
Bir "Rıza" Yolculuğu
Hayatın sonuna dair tefekkür, aslında bir rıza talimidir. Gelene "hoş geldin", gidene "eyvallah" diyebilmek... Eğer bugün bir nihayet vaktiyse, kalbinde taşıdığın yükleri (keşkeleri, öfkeleri, pişmanlıkları) bırakmanın tam zamanıdır.
Valizini hafiflet. Kendine ve dünyaya olan borçlarını öde; bu borç bazen bir özür, bazen bir tebessüm, bazen de sadece "olduğun gibi kabul ettim" demektir.
Son Sözün Diriltici Gücü
Bu bayramı, sanki bir daha hiç gelmeyecekmiş gibi değil; sanki bu an, senin en yüksek hakikatinmiş gibi yaşa.
Bakarken, son kez bakıyormuşçasına derin bak.
Dinlerken, kainatın en mühim sırrını duyuyormuşçasına can kulağıyla dinle.
Dokunurken, şefkatin kendisi ol.
Çünkü biz, sonlu bir dünyada sonsuz bir bağı (Yaradan ile olan bağı) taşıyan yolcularız. Yolun sonu göründüğünde değil, her adımın son adım olabileceğini bildiğimizde gerçekten "yaşamış" sayılırız.
Giderken arkasında güzel bir koku, huzurlu bir seda ve "iyileşmiş" bir kalp bırakanlardan olmak duasıyla...
Yazılarımı eposta ile almak için üye olun.