“Dünyada bir yolcu gibi ol!” uyarısını, dünyayı bir harabeye çevirmek ya da içinde bulunduğumuz anı güzelleştirmekten vazgeçmek olarak mı anlamalıydık?
Yıllarca ne zaman yaşam alanımı iyileştirmek, duvarları tazelemek, ruhuma nefes aldıracak bir düzen kurmak istesem aynı cümleyle karşılaştım: “Biz kiracıyız, her an çıkabiliriz, değmez!”
Bu cümle sadece bir mülkiyet durumunu değil, aslında hayata bakışımızdaki o büyük yanılgıyı özetliyordu. Evet, kiracıyız; sadece oturduğumuz beton binalarda değil, bu bedende, bu dünyada ve bu nefeste de kiracıyız. Ancak "geçicilik" kavramını, "özensizlik" ile karıştırdığımız noktada ruhsal bir düğüm başlıyor.
Emanet Kavramını Yeniden Okumak
Teolojik bir perspektifle baktığımızda, "emanet" kavramı bize mülkiyetin değil, sorumluluğun verildiğini hatırlatır. Bir şeyin mülkiyetinin bize ait olmaması, onu en güzel haliyle muhafaza etmemize engel değildir. Aksine, emanete gösterilen özen, emanet sahibine (C.C.) duyulan saygının ve şükrün en somut tezahürüdür.
Peygamber Efendimiz’in (sav) "Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile, elinizdeki fidanı dikiniz" hadis-i şerifi, tam da bu "geçiciliğe rağmen güzelleştirme" iradesini sembolize etmez mi? Kıyamet kopsa da, o fidan orada meyve vermeyecek olsa da, o anı güzelleştirmek bir kulluk borcudur.
"İdare Eder" Diyerek Kısılan Ruhlar
Yaşadığım evdeki boya sürecinde şunu fark ettim: Ne zaman bir eksikliğe, bir griye, bir kire "Neyse, idare eder" dediysem, aslında ruhuma "Sen bundan fazlasına layık değilsin" mesajını vermişim. Bu "idare etme" hali zamanla bir kimlik kaybına dönüşüyor. Sosyolojik düzlemde baktığımızda, birey kendi yaşam alanında söz sahibi olamadığında, toplumsal ve bireysel varlığı da yavaş yavaş küçülüyor.
Sinir sistemimiz, belirsizlikten ve "geçicilik" adı altındaki düzensizlikten beslenen bir kaygı üretir. Oysa temiz, bakımlı ve estetik bir çevre, vagus siniri üzerinden beynimize "Güvendesin, değerlisin ve burası senin yurdun" sinyallerini gönderir.
Şükür, Güzelleştirmektir
Şükür, sadece dille söylenen bir kelime değildir; şükür, nimetin üzerinde Hakk’ın izini göstermektir. Oturduğumuz ev kiralık olabilir, bu dünya hayatı kısa olabilir. Ancak biz bu "an"ın içinde yaşıyoruz.
Eğer içinde bulunduğunuz alanı güzelleştirmek için gücünüz varken erteliyorsanız,
"Nasıl olsa gideceğim" diyerek ruhunuzu gri duvarlara mahkûm ediyorsanız,
Emanete, sırf sizin değil diye hoyrat davranıyorsanız;
Aslında kendi varoluş amacınızdan ve "ahsen-i takvim" (en güzel kıvam) sırrınızdan uzaklaşıyorsunuz demektir.
Sonuç Olarak
Dünyada bir yolcu gibi yaşamak, heybesini pislikle doldurmak değil, konakladığı her yeri bir gül bahçesine çevirip arkasında güzel izler bırakmaktır. Eviniz kiralık olabilir ama ruhunuzun o evdeki huzuru "asli"dir.
Unutmayın; biz neye razıysak, kader bize o razı olduğumuzun rengini verir. Ben o gün o duvarları boyatırken sadece evi değil, zihnimdeki "layık değilim" prangalarını da boyadım.
Peki ya siz? Emanet olan hayatınızı ve yaşam alanınızı güzelleştirmek için mülkiyetin size geçmesini mi bekliyorsunuz, yoksa bugün o fırçayı elinize almaya hazır mısınız?
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? "Geçicilik" sizin için bir vazgeçiş mi, yoksa her anı en güzel haliyle yaşama vesilesi mi?
Yazılarımı eposta ile almak için üye olun.