Dün gece uzun uzun düşündüm…
Bir yanda dünyanın bir köşesinde yaşanan zulüm, sessizlik ve çaresizlik…
Diğer yanda kendi iç dünyamızda taşıdığımız bastırılmış duygular, yutkunmalar, sindiremediklerimiz…
Filistin’in sesi içimizde yankılanıyor ama çoğu zaman kendi bedenimizin sesini kısmışız.
Bedenimizde yıllardır “hazmedemediklerimiz” birikmiş… Kimi mide yanması, kimi gaz sancısı, kimi sessiz bir sıkışma olarak…
🍃 Oysa hakikati hem dışta hem içte duymak mümkün.
Dışarıda adalet için ses çıkarırken, içeride kendi merkezimizle yeniden bağ kurmak da bir direniştir.
Peki ya iç ve dış dengesizliğinden kaynaklanan
Sağlık sorunları yaşadığınızda yine kime muhtaç olacaksınız?
O “kahrolsun” dediğiniz ülkelere…
Zaman zaman deterjanını boykot ettiğiniz yerlere…
Çünkü biliyorsunuz ki ilaç sektörü büyük ölçüde onların elinde.
Oysa bizi kurtaracak olan şey; ilaç değiştirmek, hastane ya da doktor değiştirmek değil…
İnançlarımızı, bakış açımızı değiştirmektir.
Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar bekleyemezsiniz.
Peki hastanenin görevi nedir?
Sizi tamamen iyi etmek mi… yoksa sizi sisteme daha da bağımlı hale getirmek mi?
Gerçek şu ki, hastane çoğu zaman sizi iyileştirmez; yalnızca semptomları yönetir ve sizi dışsal çözümlere daha çok bağlar.
Oysa inanç dönüşümü, size güç verir.
Farkındalık kazandırır.
Evet, bu dönüşümün başında bir direnç oluşur…
“Hep ben mi değişeceğim?” diye içinizden geçer.
Evet — öyle. Çünkü kimse sizin için nefes alamaz.
Kimse sizin yerinize düşünemez.
Kimse sizin adınıza dönüşemez.
Kimse sizin yerinize sağlıklı olamaz.
Değişim dışarıdan gelmez, içeriden başlar
İşte tam da bu yüzden bu 21 günlük çalışmada, sadece bedenimize değil; inançlarımıza, farkındalığımıza ve içsel gücümüze de nefes üflüyoruz.
Ve net olarak söyleyebilirim ki, size bir şey satmıyorum. Size bir fayda sunuyorum.
Ben de yıllarca hastanelere gitmiş, farklı yollar denemiş ama kalıcı bir çözüm bulamamış biriydim.
Ne zaman ki hayatımla ilgili sorumluluğu almaya, kendi içime dönmeye ve dönüşümü içeriden başlatmaya karar verdim… işte o zaman gerçek sonuçlar gelmeye başladı.
Bugün sizlerle paylaşmak istediğim şey, iki günlük alınmış bir eğitimin bilgileri değil
Yılların hayat deneyimleri, kendi iyileşmelerim ve danışanlarımın yaşadığı gerçek dönüşümlerin süzülmüş hâlidir.
Ama size şunu asla vaat etmem:
Sosyal medyada o çok beğendiğiniz, altına yorumlar döşediğiniz, sizi alttan alta manipüle eden insanlar gibi hızlı sonuçlar vaat etmem.
❌ “3 günde kiloya son” diyemem.
❌ “5 günde Haşimoto’yu bitir” diyemem.
❌ “5 günde zenginliğe ulaş” diyemem.
Ben sana şunu derim:
👉 Bir adım at.
👉 Yola çık.
👉 Yolda ol.
👉 Sabırlı ol.
Çünkü sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır.
Çünkü sorumluluk almak seni özgürleştirir.
Çünkü nefesi düzenlersen, nefsini anlarsın.
Ve şunu da bilmeni isterim:
🌀 Kendinle tanışırsan, Yaradan’la buluşursun.
Ben sana süslü cümleler değil, gerçek bir dönüşüm yolu sunuyorum.
Seni disfonksiyonel nefesten fonksiyonel nefese — yani sağlıksız nefesten sağlıklı nefese yönlendirerek, yaklaşık 200 hastalığa karşı önleyici bir yöntemle tanıştırıyorum
Nefesin hem kimyasını hem de simyasını anlatarak, sana sadece bilgi değil, yaşamın derin hikmetleriyle yürüyebileceğin bir yol sunuyorum
Kur’an’ı ezbere bilmiyorum.
Meali’ni de ezbere bilmiyorum.
Ve bu… benim en derin yaralarımdan biri.
Ama diğer taraftan şuna da bakıyorum:
Peygamber’in hayatını düşündüğüm yönleriyle, ve Kur’an’ın işleyiş sistemine baktığımda görüyorum ki;
Kur’an “3 günde cennete gireceksiniz” demez.
“3 günde cehennemden çıkarsınız” da demez.
Aksine şöyle der:
“Şunları şunları yapmadan asla cennete giremezsiniz.”
“Şunları şunları yapmadan asla kazanç elde edemezsiniz.”
Ve bu bahsedilen şeyler;
✨ Hassas,
İnce,
Nazik şeylerdir.
Bunlar, hayatımızın içine bir defa değil, sürekli olarak yerleştirmemiz gereken hakikatlerdir.
Kalıcı dönüşüm, bu ince işçilikle olur.
Ucuz ve büyük peynir, fare kapanında olur
Bunu aklınızdan çıkarmayın.
Hayatta kolay ve hızlı görünen yolların çoğu, gerçekte birer tuzaktır.
Şeytanın insanı aldattığı yer de tam burasıdır.
O yüzden zahmetsiz, emeksiz, sabırsız vaatlere kanmayın.
Hakikat, istikrarda ve emekte saklıdır
Burada anlatmak istediğim şey; gündemden uzak kalmak değil elbette.
Olaylara “görmedim, duymadım, bilmiyorum” demek de asla değil.
Tam tersine; bilinçli, sağlıklı, güçlü, varlıklı ve olaylara her yönden müdahale edebilen bireylere dönüşelim istiyorum.
Asıl anlatmak istediğim, sizi taşımak istediğim yer burası 🌿
Ama siz de hak verirsiniz ki;
başı ağrıyan, mide sorunları yaşayan, bedeni sıkışmış bir insan o anda sadece acısına odaklanır.
Böyle bir durumda ne gelişime, ne namaza, ne de ilerlemeye tam anlamıyla odaklanabilir.
İşte bu yüzden diyorum ki:
Önce iyileşin.
Sonra gelişin.
Sonra derinleşin, yükselin ve ilerleyin.
Lütfen burayı iyi anlayın
Tabi yaşanan olayları “sindirmek” de kolay değil…
Medyada gördüklerimizi, yaşamın içinde duyduklarımızı ve dünyada olup bitenleri bir düşünün.
Çoğunuzda bir süre sonra bağırsak ya da mide sorunları başlayacak.
Çünkü alttan alta yaşadığımız çaresizlik duygusu bedenimizde yankı buluyor.
Yapılan zulüm içimizi galeyana getiriyor.
Gücümüzün yetmediğini düşündükçe, ister istemez yeniden hastalanıp kısır bir döngüye düşüyoruz.
Peki bu durumda kime muhtaç olacağız?
Yine lanet okuduğumuz…
“Yıkılsın” dediğimiz ülkelerin ilaçlarına.
Burası çok derin bir yer
Burasını iyi anlamamız gerekiyor.
O yüzden olayları çok iyi okumalıyız.
Ben “görmezden gelelim” ya da “olayları yok sayalım” demiyorum.
Aksine, bizi sağlıklı ve merkezde tutacak bir zemini şimdiden kurmamız gerektiğini söylüyorum.
Çünkü bedenimiz çökerse, ne olup biteni sağlıklı okuyabiliriz ne de dirençli kalabiliriz.
Yazılarımı eposta ile almak için üye olun.