Ekibinizde Kimse "Dur" Diyemiyor mu?
Bir karar alındı.
Herkes masada oturuyordu. Herkes konuştu. Herkes "evet" dedi.
Ve sonra her şey yanlış gitti.
Sonradan baktığında işaretler oradaydı. Ama kimse durmadı. Ve bahçe yandı.Zengin ve cömert bir babanın vefatının ardından oğulları mirasa konuyor. Baba, bahçesinden her yıl muhtaçlara pay verirdi. Oğullar ise farklı düşünüyor.
Gece planlarını kuruyorlar:
"Sabah erkenden, fakirler uyanmadan gidip hasadı toplayalım. Kimseye bir şey vermeyiz."Kimse itiraz etmiyor. Plan netleşiyor. Herkes uyuyor. Sabah bahçeye gidiyorlar. Bahçe yanmış. Kül olmuş.
Ve o an içlerinden biri — en aklı başında olan — diyor ki:
"Ben size 'Allah'ı tesbih etseniz ya' dememiş miydim?"İş işten geçmişti. Bahçe, o gece verilen kararın bedeliydi.
Bir grup, uyum ve birlik uğruna eleştirel düşünceyi bastırdığında, en kötü kararlar bile "mantıklı" görünmeye başlar.
Kimse aptal değildir. Kimse kötü niyetli değildir. Ama herkes bekler. Herkes izler. Herkes "başkası söyler" der.
Ve o kritik "dur" sesi hiç çıkmaz.
Bahçe sahipleri bu tuzağa düştü. Bahçeyi yakan ateş değildi. O odadaki sessizlikti.
Geçmiş, geleceğin pusulası haline gelmiş. Yeni bir soru sormak "sadakatsizlik" gibi hissettiriyor.
Farklı düşünenler var — ama sessiz kalıyorlar. Çünkü "çıkmaz" yapmak istemiyorlar.
Herkes "her şey yolunda" diyor. Ama aslında herkes bir şeylerin yolunda gitmediğini biliyor.
"Neden?" diye sormak, ekibe inanmamak gibi algılanıyor.
"Hızlı karar alalım" baskısı, "doğru karar alalım" ihtiyacını bastırıyor.
Kıssada içlerinden biri biliyor. Hissediyor. Ama o gece konuşmuyor. Çünkü konuşmak maliyetlidir. Grubu durdurmak, planı sorgulamak — bunlar sosyal cesaret ister. Ve sosyal cesaret, bilişsel cesaretten çok daha zordur.
Doğru cevabı bulmak ayrı bir şeydir. O cevabı odada yüksek sesle söylemek bambaşka bir şeydir.
Amy Edmondson'ın araştırmaları gösteriyor ki en yüksek performanslı ekipler, en zekiler değil — en güvenli olanlar. Yani herkesin fikrini, endişesini, "bekleyin"ini söyleyebildiği ekipler. Bahçe sahiplerinin grubunda bu güvenlik yoktu. Ve o güvensizlik, bahçeden çok daha pahalıya patladı.
Yoksa sadece duymak istediğini mi söylüyorlar?
Ve sen o sese nasıl tepki verdin?
Yoksa her soru karşılıklı düşünülüyor mu?
Geç ulaşıyorsa — aradaki mesafe güvensizliktir.
Her büyük karardan önce birine şunu söyle: "Senin görevin bu kararın neden yanlış olabileceğini bulmak." Bu rol değişsin, kişiye yapışmasın. Ama her odada mutlaka biri bu rolü üstlensin.
"Hızlı karar" baskısı hissediyorsan — dur. Hız genellikle düşünmeyi değil, sorgulamayı bastırır. Acele, kolektif kör noktanın en iyi arkadaşıdır.
"Güzel soru" demek yetmez. Zor soruyu soran insanı görünür kıl. Ekibine şunu göster: Burada soru sormak, sadakat eksikliği değil — en büyük sadakattir.
Kıssanın acısı şurada: bahçe yanmadan önce bir şans vardı. Bir ses çıkabilirdi. Bir "dur" gelebilirdi. Ama o gece herkes sustdu.
Senin bahçen — ekibin, projen, ilişkin, kararın — hâlâ ayakta.
Ve belki şu an içinde bir ses var. Bir endişe. Bir soru işareti. Bir "bekleyin" hissi.
O sesi bastırma. Çünkü en büyük liderlik eylemi bazen tek bir kelimedir.
Bu yazı, Kalem Sûresi'nin koçluk psikolojisi perspektifinden incelendiği yazı dizisinin altıncı bölümüdür. Serinin devamında; Geciken Sonuçlara Sabır · Yazmak Bir Liderlik Eylemidir · Grubun Vicdanı Olmaya Cesaret Etmek konuları ele alınacaktır.